‘’Kendimi Tümüyle İnsanlara Adadım’’
Gazeteci, Yazar, Şair, Sunucu, Yardımsever
Gülgün Yalvaç ile Konuştuk

1.Kendinizi tanıtır mısınız?
Ben Gülgün Yalvaç, 22 Ocak 1960 Salihli doğumluyum. İlk, orta ve liseyi Salihli’de okudum. Endüstri Meslek Lisesi Elektrik Bölümü ilk mezunlarındanım. Üniversiteyi kazansam da, maalesef ailemin beni okutma gücü olmadığı için üniversiteye gidemeyip, direkt çalışma hayatına başladım. 1978 yılında DSİ’ye girdim. 2002 yılına kadar telsiz, telefon operatörü olarak görev yaptım.
Bu arada daha ilkokuldayken yazılar yazıyordum. Ortaokul son sınıftayken şiirlerim Ümit Yaşar Oğuzcan’ın köşesinde yayımlanmaya başladı. 1981’de ilk şiir kitabım ‘’Sevgi varken didişmek niye?’’ çıktı. Yine 1981 yılında gazeteciliğe başladım. Türkiye’nin ilk kadın spor yazarıydım. 1991 yılında gazetecilik yaparken iki kez amatör gazeteciler arasında İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nden birincilik ödülleri alan ilk gazeteciyim. 1991 yılında Eğitilebilir Özürlüleri Koruma Derneği’ni kurduktan sonra birçok şeyi bıraktım. Tiyatroyu, TSM korosunu, sunuculuğu bırakıp tamamıyla dernek işlerine koşturmaya başladım.
27 Aralık 1992’de Türkiye’de ilçe düzeyinde ilk öğretilebilir zekâ düzeyindeki çocuklar için alt özel sınıfı açtık. Çok kısa sürede 27 öğrenciye ulaşınca ve tuttuğumuz kiralık ev bize yetmeyince, okul arayışına girdik. 1994 yılında bağışlanmış bir arsa üzerine temel attık. 1998’de okul bitti ve okulu MEB’e devrettik. O arada ben Yeni Asır’ı bıraktım ama Sektör Gazetesi ve Manisa Hür Işık gazetesinde 2000’li yıllardan bu yana köşe yazarlığı yaptım. Beş aydır onu da bıraktım, kendimi tümüyle insanlara adadım. 22 Ocak 2006’da bir saldırıya uğradım, ölümden döndüm. Ölümden döndüm ve o gün Rabbim’e verdiğim bir söz verdim. Allah’ım bana sağlık verirsen ben yine vesile olmaya devam edeceğim dedim ve vesile olmaya devam ediyorum.

2. Salihli halkı sizi daha çok gazeteci kimliğiniz ile tanıyor. Daha sonra birden sosyal yardımlaşma çalışmalarına yöneldiniz. Bu süreç nasıl başladı?
Bu süreç ben DSİ’de çalışırken de aynıydı. Rahmetli babaannemin ismi Vesile’ydi. Ben vesile olmayı ondan öğrendim. Çalışma hayatına başladığımda DSİ’de yaklaşık 600 tane arkadaşım vardı. Hepsinin çocukları hastalanır veya bir şeyler olurdu, onların her şeyine koşardım.1981’de gazeteciliğe başladıktan sonra Salihli Devlet Hastanesi ile içli dışlı olmuştum. Çevremde ne kadar rapora ihtiyacı olan, ilaç yazdıracak olan, tedavi edilemeyen insanlar varsa bu insanlara aracı oluyordum. Bu arada evi yananlara, ortada kalanlara yani çaresiz insanlara, DSİ’deki arkadaşlarım ile örgütlenerek yardımcı olduk. O yıllarda onlarla birlikte bu işe başladık.
2002’de emekli olduktan sonra bir tuz işletmesini satın alarak kendi işime girdim. 2006’daki saldırı ve 2008’deki hırsızlık olayından sonra hızla dibe vurdum ve her şeyimi yitirdim. Hep diyorum ki evet mal varlığı olarak her şeyimi yitirdim ama bir Allah’a olan inancım bir de insana olan sevgim ön planda. Ve kendimi tümüyle insanlara adadım.
Her şeyimi yitirdikten sonra, maddi yönden bir şeyler yapmak zorundaydım. Çünkü maaşım yetmiyordu. Fotoğrafçılık yaptım. Zaten ben 15-16 yaşındayken Salihli’deki ilk bayan fotoğrafçıydım. 2 yıl öncesine kadar fotoğrafçılığı da sürdürüyordum, şimdi onu da bıraktım. Şu an kendimi tamamen insanlara adamış durumdayım ve onlara vesile olmaya çalışıyorum.

3. Bir gününüz nasıl geçiyor?
Sabah ezanla kalkıyorum, biraz toparlandıktan sonra giyiniyorum, ilaçlarımı içiyorum. Genelde kahvaltı yapmadan evden çıkarım. İlk uğradığım yer Sevgi Treni’mizin üyelerinden İlkkalp fırını. Oradan ekmeklerimi alıyorum. Benim her gün yemek götürdüğüm ailelerim var. Onlara haftada 3 gün İlkay fırınımızın ekmeklerini götürüyorum. 7 gün boyunca onunla idare ediyorlar. Sonra her gün 8 tane yaşlıya Aysel Abla ev yemeklerinden yemek götürüyorum. Daha sonra Zihniye bacımın Nostaljik Şampiyon Döner’e gidiyorum. O gün hangi aileye gideceksek; kaç kişiyse 3, 5, 7 hiç sorun değil, yarım ekmek döner hazırlıyor. Bir ekmekle doymayan özel çocuklarımız var, onlar için özel yapılır. Özgür Azat içinde her hafta dürüme döner yapılır. Oradan çıktıktan sonra bu defa ki adresim Çarşamba Pazarı’nın ön tarafında köfte ekmekçi Doktorun Yeri’ne gidiyorum. O da her hafta kaç kişiyse o kadar kişiye köfte ekmek, ayran ve salatasını verir. Onun yanında Zirve Balıkçılık var. Zirve balıkçılık 3 kanserli hastamıza haftada bir gün pişmiş balık veriyor. Kanserli hastalarımızın haftada en az bir kere balık yemesi gerekiyor. Oradan pişmiş balıklarını alarak ayrılıyoruz.
Bunun dışında Bizim Manav’dan cumartesi günleri torunlarına bakan dul kalmış kirada oturan yaşlı bir annemiz ve torunları için bir haftalık sebze ve meyvelerini alıyorum. Özgür Azat ekmek yerine lavaş yiyor. Sağ olsun Bizim Lavaş’tan her hafta Özgür Azat için 1 haftalık lavaşını alıyorum.
Alışlar bittikten sonra, tek tek dağıtmaya başlıyorum. Mesela Özgür Azat Yılmaz’da oturuyor. 7,5 km. gidiyorum, geri dönüyorum. Geçen gün Sevgi Treni’mize Derin Manav’da katıldı. Sevgi Treni’mizin 42 üyesi oldu. Bu işe ilk defa Köfteci Ali’nin teklifi ile başladık, Şampiyon Döner Zihniye bacımız 2. üyemiz oldu. Ondan sonra sayıları arttı. Haftanın 6 günü yağmur, çamur, kar, kış demeden ben vesile motorum ile birlikte yollara çıkıp hayırseverlerden alıp ihtiyaç sahiplerine götürüyorum.

4.Sahada karşılaştığınız en büyük yoksulluk sorunu nedir? İnsanların en çok hangi konularda yardıma ihtiyacı oluyor?
Yeme içme konusunda emekli insanlarımız çok mağdur. Bunun dışında terk edilmiş aile çocuklarımız var. Malum ben engelliler dernek başkanıyım. Engelli sayısız ailemiz var ve gittikçe artıyor bu rakamlar. Geçmişte saklandığı için bilinmiyordu. Ama son yıllarda devlette bir parça destek verince engellilerin varlığı ortaya çıkmaya başladı. Her bayram yoksul aile çocuklarımızı giydiriyoruz. Mesela katkıda bulunan insanlar sayesinde biz bu ramazanda 900 küsur, kurbanda da 400’ün üzerinde çocuğumuzu giydirdik. Kış geldiğinde birçok aile odun kömüre ihtiyaç duyuyor. Yeni eve taşınmış, evi yanmış veya işinden ayrılmış insanlar oluyor. Her türlü eşyaya ihtiyaçları oluyor. Sağ olsun Salihli insanım artık beni iyice tanıdı. Vallahi belediyeden çok beni arıyorlar gibime geliyor. Yıllardır evlerinde fazlalık ne varsa aktarıyorlar. Zaten sloganımız ”sizdeki fazlalık bize ihtiyaç.” Alabileceksem motorumla gidip alıyorum, eğer alamayacaksam, Belediye Başkanımız Mazlum Bey ve Belediye Sosyal İşler Müdürü Hüseyin Bey sağ olsun hiç kırmıyorlar. Araçlarını ve personellerini bu konuda ihtiyaç sahiplerinin hizmetine sunuyorlar. Hem de hiç ikiletmeden bu işi yapıyorlar. Bu konuda onlara çok şey borçluyum.
İşsizlik had safhada. Maalesef birçok lise mezunu üniversite mezunu insan iş bulamıyor. Benim oğlum veteriner hekim, iki buçuk senedir iş bulamadı. Parçalanmış aileler pek çok. Yaşlı insanlarımıza eşlerinden kalan emeklilik maaşı yetmiyor. Odun kömür almaya güçleri yetmiyor. Mesela eşinden 15 bin lira maaş alan bir kadın bunun 8-10 bin lirasını kiraya veriyor, elektrik su vb. zaten bitti. Yiyecek içecek parası kalmıyor. Belli bir yaşın üstündeki insanların bile temizliğe gittiğini görüyorum. Merdiven silmeye gidiyorlar, içim acıyor. Gerçekten çok zor durumdalar. Salihli’de anlatamayacağımız kadar mağdur insanımız var.

5.Yardım etmek isteyenler size nasıl ulaşacaklar?
İnsanlar bana bir şekilde ulaşıyorlar. Mesela sana yardım ediyorum, sen veriyorsun telefonumu. Belediyeden soruyorlar, gazeteci olduğum için Sektör’e soruyorlar. Yani beni arayan mutlaka buluyor. Salihli’de Gülgün Yalvaç’ı az çok herkes tanıyor gibime geliyor.

6.Sizi en çok etkileyen yardım hikâyesi hangisiydi?
5 yıl öncesiydi yine yardım ettiğim bir kızımız telefon açtı dedi ki ‘’Gülgün teyze ben Yılmaz’dayım, burada erkek arkadaşımın teyzesi ve hasta bir yeğeni var görebilir misin?’’ dedi. Çocuğum dedim, ben ne yapabilirim ki? Bazen gerçekten bunalıyorum. Ben vali değilim, kaymakam değilim, belediye değilim benim gücüm sınırlı. Bana insanımız verdikçe ben yardımcı olabiliyorum. Başka bir imkânım yok. Kendim yardım ettiğim insanlardan çok daha zor durumdayım. Yirmi senedir bunu birçok kişi bilmiyor. Çok az bir parayla yaşamaya çalışıyorum ama benim içkim yok, sigaram yok, lüks giyimim yok, günlük yaşıyorum. Yemeği bile bir öğün yiyorum. Çocuğum ne yapabilirim? Dedim. Ne olursun, çok çaresizler bir gelsen de görsen dedi. Ne yapacağımı bilmiyorum ama o gece içime dert oldu. Ertesi gün motora bindim tarif ettikleri yeri buldum. Aman Allah’ım! Yedi, sekiz metrekarelik oda da üç çocuk, bir anne ve dede var. Koltuklar kırılmış, pencereler sıkıntılı, kapı kolları yok, her şey virane. İlk gördüğüm anda şok geçirdim. O zaman Özgür Azat ufacık tefecik, her tarafı yara içinde. Önce deri veremi demişler, sonra immün yetersizliği denmiş. İlik nakli olması gerek. Özgür, ben bunu toparlarım ama yardım alabilmem için insanların seni görmesi için video çekmem lazım dedim. ‘’Ben konuşamam ki’’ dedi. Ben sorarım sen anlatırsın dedim. Sadece 35-40 Saniyelik bir video ve evin görüntüsünü çektik. Oradan ayrıldığımda duyduğum huzursuzluk had seviyede, midem bulanıyor yani korkunç bir haldeyim. Ben ne yapabilirim bu çocuğa? Eve geldim, bir şeyler yazdım, paylaştım. Bir de bende alışkanlık var, birileri başvurduğunda ben o şeyi paylaştığımda bir saat içinde dönüş olursa Rabbim beni bu işe vesile etti diyorum. Paylaştım, inanmayacaksın 5 dakika sonra telefonlar gelmeye başladı. Yardımseverler sayesinde 24 saat içinde o çöp evi mini bir cennete çevirdik. Özgür ve aile ne kadar mutlu inanamazsın.
Gençler Özgür Azat’a demişler ki, en çok istediğin şey ne? ‘’Bütün arkadaşlarımın sünnet kıyafetleri var, fotoğrafları var ama ben hiç sünnet kıyafeti giymedim ki’’ demiş. Sünnet yapalım dedik. Hemen büyük şehir belediyesi sorumlusu Orçun Abalı’yı aradım. Ablam belediyenin Yılmaz’daki düğün salonunu bize tahsis eder misin? Dedim. ”Tabii abla” dedi. Birisi demiş ben adağımı keserim, başka birisi demiş ben yemeğini yapayım. Bütün aileye yeni kıyafetler giydirdik. Bir sünnet töreni yaptık ki dillere destan. Öyle bir konvoy oldu ki görmeliydin. 5 Eylül Atlı Kulübü atlarla, zabıtalar, jandarmalar, polisler motosikletle katıldılar. Sirenler çalıyor, Yılmaz ayağa kalkmış bir olay mı var acaba? Diye. Yılmaz’dan çıkarken atlar kaldı. Salihlide de aynı konvoy yapıldı. Her şeyiyle dört dörtlük bir sünnet oldu. Bütün bürokrasi katıldı. Özgür mutlu bir şekilde gece saat 23.00’de kendini kıyafeti ile yatağa atıyor. Ertesi gün akşamüzeri kalkıyor ama ateşli.
Özgür Azat sünnetten sonra tedavi için İzmir’e bir gitti, üç buçuk sene gelmedi. Kanser olduğu tespit edildi. Önce tedavileri yapıldı, arkasından ilik nakli olacaktı. Ve artık biz gerçek bir mücadeleye başladık. Anne başında, iki kız kardeşi ile abisine 78 yaşındaki dede bakıyor. O anne üç buçuk sene buradaki çocuklarını göremedi, çünkü Özgür karantinadaydı. Kız kardeşinin iliği tuttu, tam 6 ay bir odada kapalı kaldılar. Kardeş kardeşe ilik verdi ama çocuklar birbirini göremedi. Bu arada kız kardeşinin bir gözü tamamıyla kapanmıştı onun ameliyatını da yaptırdık. Artık ben Özgür’ün manevi babaannesi olmuştum. Unutulmayacak bir vaka. Özgür Salihli’ye ait, hepimizin çocuğu oldu.

7.Bu çalışmalar sizi duygusal olarak nasıl etkiliyor?
Ben duygusal bir insanım. Çok etkileniyorum ama bazı durumlarda da çok fazla üzülmüyorum. Diyorum ki; Rabbim bu insanı benim karşıma çıkardı, yapabileceğim bir şeyler varsa ve Rabbim izin verirse ben yapacağım diyorum. İnsanlarla paylaşıyorum ve koşturmaya başlıyoruz. İnsanlar diyor ki etkilenmiyor musun? Etkileniyorum tabii. Paylaşınca ve insanlardan olumlu dönüşler aldıkça, insanların verdiklerini götürdükçe, o insanların mutlu olduğunu gördükçe ben yorgunluğumu, her şeyi unutup daha çok mutlu oluyorum. Mutlu ederek mutlu olmayı çok iyi öğrendim.

8.Yaptığınız bu faaliyet hiç kolay değil. Zaman zaman yorulduğunuz veya vazgeçmeyi düşündüğünüz oldu mu?
Her gün yoruluyorum, bu kesin. Gündüz hiçbir şey anlamıyordum ama akşam eve gidip oturduğum zaman başlıyorum ayaklarım diye bağırmaya. Korkunç ağrılarım oluyordu ve sabahlara kadar uyuyamıyordum. Çok şükür iki aydır çözümü bulduk. Akşamları bitkisel otları kaynatıp içerek bu ağrılardan ve uykusuzluktan kurtuldum. Ben o çayı içtikten yarım saat sonra artık iyice rahatlıyorum. Hiç ağrı duymadan sabaha kadar uyuyorum. Hapların etki etmediği şeye biz bitkisel çözüm bulduk çok şükür.
Rahatsızlıklarıma rağmen hiçbir zaman vazgeçmeyi düşünmedim. Zaman zaman ’’bırak hayatını yaşa, ülkeyi gez, kendine zaman ayır’’ diyorlar. Zaten hayatımı yaşıyorum. Evet ben Türkiye’nin neresine gidersem gideyim her yerde dostlarım var. Yazar dostlarım var, tiyatrocu dostlarım var. Türkiye’nin ilk kadın spor yazarıydım. O dönemin spor camiasından dostlarım var, eski valilerim var. Nereye gitsem bana yol parası bile ödetmezler. Bu şekilde de yaşayabilirim ama mutlu olamam, ikinci gün sıkılırım. Ama ben böyle dolu dolu yaşıyorum, hiç vaktim yok ve böyle de mutluyum. Sağlığım elverdiği sürece asla vazgeçeceğimi zannetmiyorum.

9.İleride bu faaliyetlerinizi kurumsal bir kimlik altında yürütmeyi düşünüyor musunuz?
Çok zor. Benim derneğim var, Eğitilebilir Özel Çocukları Koruma Derneği. Fakat ben sadece özel çocuklara hizmet vermiyorum Semih. Salihli’deki yaşlı, engelli, muhtaç kimsesizlere kimse olmaya çalışıyorum. Bu arada Sevgi Treni’miz kadar benim kimsesizlere kimse olma grubum var. Aramızda kadın ve erkek arkadaşlardan oluşturduğumuz grup, çevresine olayı anlatıyor. Mesela onlar bana ‘’Gündüz Aydın’ın evinin orada yardıma ihtiyacı olan birisi var’’ diyorlar. Onların yönlendirdiği yere gidiyorum araştırma yapıyorum. Tabii araştırırken Hüseyin Rahmi Aksoy Vakfı’ndan da yardım alıyorum. Bu arada onlara da teşekkür borçluyum. Sosyal Yardımlaşma Vakfı’ndan da destek alıyorum. Nasıl destek alıyorum? Diyorum ki kimlik bilgileri şu falanca kişi gerçekten muhtaç mı, sizde kaydı var mı? Çünkü bir sürü istemeyi adet edinmiş, istemeyi meslek haline getirmiş insanlar var. O insanların tuzağına düşmemek için; kaymakamlıkla, sosyal yardımlaşma ile Hüseyin Rahmi Aksoy Vakfı ile bir araştırma içine girerek gerçekten muhtaç mı onu öğreniyorum. Çünkü ben vesileyim, paranın nereye gittiği artık benim vebalimde oluyor. Paranın doğru insanlara gitmesi için onlarla birlikte çalışıyorum. Bir kurum olsak bunu yapma şansımız yok. Zaten ben kurum gibi tek başıma belediyeden destek alıyorum. Hayırseverlerimiz de destek veriyor. Mesela Özgür Azat’ımızın her ay 25-30 bin liralık masrafı oluyor. Belediyemiz araç konusunda bazen destek veriyor. Salihli dışında da dostlarım var, onların da yardımı oluyor. Özgür Azat onların da evladı oldu. Sadece Özgür Azat değil, Özgür Azat gibi sürekli destek verdiğim 20’ye yakın insanım var.


10. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
İyiliğin vakti saati yok. Benim param olsa da yapsam değil, evinizde kullanmadığınız fazlalık her şey olabilir. Herkes karınca kararınca bir şeyler yapabilir. Allah rahmet eylesin Suna Tanaltay’ın güzel bir sözü var ‘’sevgiler paylaşıldıkça çoğalır, acılar paylaşıldıkça azalır’’ diye. Biz bunu yapıyoruz. Dediğim gibi ben bu konuda sadece vesileyeyim. Yardım edenler ‘’hakkını helal et seni yorduk’’ diyorlar. Hayır siz bana hakkınızı helal edin.Çünkü siz veriyorsunuz ben götürüyorum. O insanların ilk andaki mutluluğunu paylaşıyorum. İlk andaki dualarını ben alıyorum. O yüzden ben bütün yardımseverlere çok şey borçluyum. Yaşadığım mutluluğu, yaşama sevincini onlara borçluyum. Asıl onlar bana haklarını helal etsinler. Çok teşekkür ederim.

Yorum: Mutlu Ederek Mutlu Olmak
Şair, yazar ve sunucu ve kimliğinin yanında bir sürü titri bulunan, gönüllere dokunan bir iyilik elçisi olarak öne çıkan Gülgün Yalvaç, son yıllarda aldığı radikal karar ile hayatını tamamen ihtiyaç sahiplerine adamış durumda. On parmağında on marifet olan Yalvaç, kendini hayır işlerine vakfederek gerçek mutluluğun formülünü bulmuş görünüyor. Çevresinde oluşturduğu yardım zinciri sayesinde, hayırseverlerle ihtiyaç sahibi aileler arasında köprü kuruyor. “Vesile” adını verdiği motoruyla Salihli’nin dört bir yanına taşıdığı yardımlar ile mutluluklara vesile oluyor. Hayırseverler ile oluşturduğu ve adını “Sevgi Treni” koyduğu bu güzel organizasyonun lokomotifi olarak, şimdilik 42 güzel yürekli esnafın desteğini ihtiyaç sahibi ailelere ulaştırması ise sıra dışı bir sosyal dayanışma modeli olarak gönüllerdeki yerini alıyor.
Söyleşi boyunca en çok etkilendiğim şey, onun yaptığı işi bir görev ve sorumluluk kabul etmesinin yanında yaşam biçimi haline getirmesi. Gerçekten büyük bir fedakarlık ve her faninin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir yaşam biçimi. Kendisine ait olan “mutlu ederek mutlu olmak” sözünü sadece dillendirmiyor, her gün sahada yaşayarak hayatına anlam katıyor. Günümüzde bireyselliğin öne çıktığı bir dönemde, hiçbir karşılık beklemeden insanların hayatlarına dokunabilmek büyük bir erdem.
Gülgün Yalvaç bu yaşam tarzıyla gerçek dostlar biriktiriyor, mutluluk biriktiriyor, gönülden edilen duaları biriktiriyor, sevgi biriktiriyor, güzellikler biriktiriyor. Belki de dünyanın en zengin insanın bile yaşayamadığı mutluluğu, hayırlara vesile olması sebebiyle yaşıyor. Gülgün’ün hikâyesi dayanışmanın, paylaşmanın ve insan sevgisinin hayat bulmuş halidir. İyi ki varsın Gülgün, Allah senden razı olsun…

5 Eylül 1959 Geyve (Sakarya) doğumludur. İlkokulu Geyve’de, ortaokul ve liseyi Manisa’da parasız yatılı olarak okudu. Bolvadin (Afyon) Anadolu Üniversitesi MYO Muhasebe bölümü 1979 yılı mezunudur. Salihli’de 25 yıl reklamcılık yaptı. Kapanıncaya kadar Salihli İstiklal Gazetesi’nde, halen Salihli Post internet gazetesinde söyleşi yazarlığı ve yorumlar yapmaktadır. Evli ve 2 çocuk babasıdır.

