GenelSÖYLEŞİyorum

“Oğlum Kamunun Asık Suratı Değil, Güler Yüzü Olmaya Çalış”

Eğitimci

Mahmut Süreyya Karaoğlu ile Konuştuk

1.Sizi tanıyabilir miyiz?

1966 İskenderun doğumluyum. İlk ve ortaokulu İstanbul-Çatalca’da, liseyi Salihli Lisesi’nde bitirdim. Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümünden 1987 yılında mezun oldum. Aynı yıl Malatya Hekimhan ilçesinde öğretmenliğe başladım. Sırasıyla Kütahya Tavşanlı (Gürağaç) ve Tunçbilek, Sivas Divriği (Yedek Subay Öğretmen olarak), Manisa Sarıgöl, Salihli-Durasıllı ve Mersinli’de öğretmenlik ve yöneticilik yaptım. Salihli Bilim ve Sanat Merkezi Müdürü olarak görev yaparken 2014 yılında Salihli Belediye Başkan Yardımcısı olarak atandım. 2024 yılında da Salihli Belediyesi’ndeki görevimden ve memuriyetten emekli oldum.

Evli, bir kız, bir erkek çocuk babası, iki kız torun dedesiyim.

2.Önce eğitimci yönünüzden başlayalım. Salihli Bilim ve Sanat Merkezinin (BİLSEM)  kurucu müdürüsünüz. BİLSEM’in kuruluş hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz?

2004 yılında dönemin MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü Daire Başkanı hemşehrimiz Servet Gülden Hanım, arkadaşı Ufuk Gök Hanım ile dönemin kaymakamı merhum İsmail Hakkı Develi’yi ziyaret ediyorlar. Bu ziyarette Servet Hanım Salihli’ye bir özel eğitim kurumu açılmasına yardımcı olabileceğini söyleyince süreç başlıyor. Bürokratik çalışmalar, kaymakam beyin başkanlığını yaptığı halk komitesinin ve siyasi iradenin destekleriyle Salihli Bilim ve Sanat Merkezi, Türkiye’nin 25. BİLSEM’i olarak açıldı. Açıldığında Bursa Mustafakemalpaşa, Kırşehir Kaman’dan sonra Türkiye’deki üçüncü ilçe BİLSEM’i idi. İlk öğrenci tanılaması 2005 yılında yapılarak 5 Mayıs 2005 tarihinde Atatürk Mahallesi’nde bir özel okulun binasında geçici olarak eğitime başladı. Ben de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kurucu müdür olarak görevlendirildim.

3.BİLSEM neyi amaçlıyor?

BİLSEM, tanılamayla akranlarından farklı özel yetenekleri tespit edilen öğrencilerin bu özelliklerinin farkına varmalarını, geliştirmelerini ve proje üretmelerini hedefleyen bir destek eğitim kurumudur.

Biliyorsunuz Milli Eğitim Bakanlığı ve akademisyenler tarafından hazırlanan eğitim programları o yaştaki normal bireylerin bilişsel, duyuşsal ve psikomotor özellikleri dikkate alınarak hazırlanır ve uygulanır. Ancak bireyler içinde akranlarından farklı özel yetenekler gösteren ve hazırlanan normal eğitim programından yeterince tatmin olmayan bireyler vardır. İşte bu noktada “Özel” özellikler gösteren bireyler için BİLSEM’ler kurulmuştur.

BİLSEM’ler, özel yeteneği olan bireylerin bu yeteneklerini geliştirmesini, ülkesi ve milleti sonrasında bütün insanlık için kullanmasını projelerle ürün ortaya çıkartmayı amaçlıyor. Tabi bu öğrencilere değerler eğitiminin, Çanakkale ruhunun verilmesi de önemli.

4.Edebiyata ilginizi biliyorum. Dijital mecrada zaman zaman seslendirdiğiniz şiirleri dinliyorum. Hangi şair ve yazarlar sizi etkiledi? Şiir dışında başka çalışmalarınız var mı?

Evet, bir dönem, sosyal medya üzerinden görüştüğüm bazı eski öğrencilerimin “Hocam, okul günlerimizi özledik, sizin derslerinizi de özledik. Keşke bize yeniden ders anlatsanız” tarzındaki sözlerinden hareketle şiirler seslendirdim, mesai arkadaşım İsmail (Sonsu) Özdemir’in video düzenlemesinin ardından bunları değişik mecralarda paylaştım. Başta eski öğrencilerim olmak üzere güzel geri dönüşler aldım. Zaten Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde eğitim almış ve 27 yıl mesleğin içinde bulunmuş biri olarak edebiyata olan ilgim ve sevgim sonsuz. Size daha ilginç bir şey söyleyeyim; Salihli Lisesinin Fen Bölümünden mezunum ancak üniversite sınavında hiçbir sayısal bölümü tercih etmedim. Çünkü edebiyat derslerini daha çok seviyordum. Bunda da kendi ilgimin yanı sıra edebiyat hocalarım Mehmet Demir, Enver Aktuna ve Mehmet Bilgi’nin payı büyüktür. Bende emeği bulunan tüm hocalarıma minnettarım.

Mesleği Edebiyat öğretmeni olan bir kişi olarak elbette okumayı, yazmayı, araştırmayı seviyorum. Kendi çapımda yayınlamaya cesaret edemediğim şiir ve araştırma çalışmalarım var. Özellikle belediye görevim esnasında başladığım Salihli ile ilgili bir araştırma üzerinde çalışıyorum.

Hangi şair ve yazarların beni etkilediği sorusuna gelince… Şimdi en zor sorulardan birini sordunuz. Nasıl ifade edeyim. Bir isim versem diğerinin hatırı kalacak. Üniversite öğrencisi olduğum yıllarda Eski Türk Edebiyatı dersini çok sever, Divan Edebiyatı şairlerini çok okumaya çalışırdım. Ama Fuzuli bunlar içinde farklı bir yere sahipti.

Ancak Yahya Kemal Beyatlı’nın şiirlerindeki temalar ve ahenk, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cemil Meriç, Tarık Buğra, Oğuz Atay ve İsmet Özel’in üslubu, Abdurrahim Karakoç, A.Cahit Zarifoğlu, Cemal Süreya ve Attila İlhan’ın şiirleri beni etkilemiş ve severek okumama sebep olmuştur.

5.Edebiyattan sonra şimdi de genel bir soru sorayım: Hayat felsefeniz nedir?

Madem edebiyatla başladık, bu sorunuza da edebi bir cevap vereyim: Hayat felsefem Yunus Emre’nin ifadesiyle:

“Ben gelmedim dava (kavga) için, / Benim işim sevi (sevgi) için,

Dost’un evi gönüllerdir, /Gönüller yapmaya geldim”

Neşet Ertaş Baba’nın deyişiyle de “Bir anadan dünyaya gelen yolcu” olarak,

Aşık Veysel’in mısrasında sözü edilen “İki kapılı bir handa gece gündüz” gidip

Sezai Karakoç’un şiirinde ifadesini bulan “Dünya Sürgünü”nü tamamlarken asıl olan

Baki’nin ifade ettiği : “Bâki kalan bu kubbede bir hoş sada” bırakmak ve

Cahit Sıtkı’nın ‘’Otuzbeş Yaş’’ şiirinde geçen “Bir namazlık saltanatın” öncesinde “İyi bilirdik, hakkımız helaldir” denmesi. Elbette bu istikamette çalışmak, yaşamak…

6.Salihli’de yıllar önce yine sizin gibi bir eğitimci olan Gündüz Aydın tarafından yayımlanan Sentez Gazetesi’nde köşe yazılarınız olurdu. Köşe yazarlığınızı devam ettirmeyi düşünüyor musunuz?

Evet yanılmıyorsam 2000’li yılların başında Gündüz Bey’in yayımlamaya başladığı haftalık Sentez Gazetesi’nde uzun süre köşe yazarlığı yaptım. Köşemde daha çok yerel olmak üzere sosyal, güncel, kültürel konularda yazılar yazardım. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olduğumdan ilgi çekecek konuları bulmakta zaman zaman sıkıntı çekerdim.  Gündüz Bey, gazeteyi basım için cumartesi günü öğlene doğru İzmir’e götürürdü. Köşe boş kalmasın diye gece yarısı kalkıp yazdığım, sabah olunca Gündüz Bey’e elektronik postayla gönderdiğim olmuştur. Yani düzenli yazmayla ilgili kendimce iyi bir ivme yakalamıştım. Sonra bir süre ara vermek durumunda kaldım. Ondan sonra da maalesef “yazma tembelliği” diyebiliriz. Yazmayla ilgili bundan sonra neden olmasın? Kim bilir belki de sizin bu görüşmeniz yeni bir “Bismillah” a vesile olur.

7-Gelelim siyasi yönünüze. Önceki iki dönem belediye başkan yardımcılığınız oldu. Sizin sorumluluğunuzda hangi birimler vardı? Vatandaşa yaklaşımınızda neye dikkat ettiniz?

Bu ifadeye isterseniz “hizmet yolculuğu dönemi” diyelim. 2014-2024 yılları arasındaki görev süremde uhdemde o zamanki isimleriyle “Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü, Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü, Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü, Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü, Yazı İşleri Müdürlüğü, İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü, Spor İşleri Müdürlüğü, Zabıta Müdürlüğü” gibi müdürlükler yer aldı.

Vatandaşlara yaklaşım konusunda ise şunu söyleyebilirim: Kamu kurumları vatandaşlara hizmet için vardır. Yani çalışanın orada bulunma sebebi vatandaştır. Bu okulda öğretmen, hastanede doktor, belediyede çalışan için aynıdır. Henüz 4 yıllık öğretmenken ilk kez yönetici olduğumda yıllarca yöneticilik yapmış olan rahmetli babamın bana bir nasihati olmuştu. “Oğlum, kamunun asık suratı değil, güler yüzü olmaya çalış” diye. Ben de elimden geldiğince bu nasihati bir vasiyet olarak algılayıp buna göre çalışmaya gayret ettim. İnşallah gayretimiz amacına ulaşmıştır.

8.Görevde olduğunuz süre içinde düşündüklerinizi gerçekleştirebildiniz mi?

2014-2024 yıllarında Zeki Kayda Başkan’ımın ekibinde yer alarak, ülkücü dünya görüşüyle güzel ilçemize güzel hizmetler vermeye gayret ettik. Ekip olarak hazırladığımız planlar dâhilinde, uhdemde bulunan müdürlüklerde ekip arkadaşlarımızla birlikte hedeflerimize ulaşmaya çalıştık. Geriye dönüp baktığımda çok güzel işlere imza attığımızı görmekten mutluluk duyuyorum. Elbette yarım kalan düşüncelerimiz de oldu. Ancak, Türkiye ve Türk Cumhuriyetleri’nin ilk ve tek UNESCO Global Jeoparkı olan Kula Salihli Jeoparkı çalışmalarının başından itibaren içinde bulunmak, Sardes Antik Kenti ve Bin Tepeler Lidya Tümülüsleri’nin UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kabul edilme çalışmalarına katkı vermek, Müdire Hanım Evi ve Adala Atatürk Evinin kuruluş ve açılış aşamalarında bulunmak, üniversitelerle işbirliği içinde çalışmalar yapmak benim için çok değerliydi.

9-Eğitim veya sizin ifadenizle hizmet yolculuğunuzda başınızdan geçen, sizi etkileyen ilginç bir olayı okuyucularımıza anlatır mısınız?

​Yine zor bir soru sordunuz Semih Bey. Gerek eğitim gerekse belediye çalışmalarında insanla hep iç içe bulunduğunuzdan hemen her gün bir anınız oluyor. Ama bir tanesini anlatın dendiğinde insanın aklına hemen gelmiyor. Ancak öğretmenlik dönemimle ilgili bir anımı paylaşayım.

​1998-1999 Öğretim Yılı’nda Durasıllı İlköğretim Okulu’na tayinim çıktı. Kasım ayı sonunda göreve başladım ve hızlı bir şekilde öğrencilerimi çalıştırarak Çatallıköy isimli tiyatro eserini yılsonunda sahneledik.

​Aradan yıllar geçti. Sanırım 2009 yılıydı. Rahmetli Babamı Devlet Hastanesi’nde muayeneye götürmüş, sıra bekliyorduk. Bir ara önümüzden geçen sonradan anne, baba ve kız olduğunu öğrendiğim ailenin kızı önümüzde durarak “Mahmut Hocam” dedi ve elimi öpmeye çalıştı. “Hocam beni tanıdınız mı? Durasıllı İlköğretim Okulu’nda İğdecik Köyü’nden taşımayla gelen öğrenciniz Zeynep” dedi. Tabi aradan 10 yıl geçmiş küçük bir kız çocuğu olarak bıraktığımız Zeynep 20’li yaşlarda genç bir kız olmuş. Ama asıl unutamadığım an Zeynep’in ailesine beni tanıştırması olmuştu. Zeynep, anne ve babasına dönerek “Anne, baba hani beni tiyatroda oynatan Mahmut Hocam! “ dedi. Mahmut Hoca,  müfredattaki konuları anlatırken cümlenin öğelerini, isim, sıfat, zarf, zamir, imla ve noktalama kurallarını vb. anlatmıştır. Ama yıllar sonra öğrencinin aklında kalan sosyal bir faaliyette, tiyatroda görev verilmiş olmasıdır. İşte bu yüzden bu anımı okul yöneticiliğimde gerek meslektaşlarıma gerekse velilerime anlatarak okullarda akademik bilgilerin yanı sıra sosyal, kültürel, sportif faaliyetlere önem verilmesini istemişimdir.

Yorum: Baba Nasihati…

Uzun yıllar Milli Eğitim bünyesinde gençlerin hayatına dokunan, ilçemizin gururu BİLSEM’in kurucu müdürlüğüyle eğitim hayatını taçlandıran Karaoğlu, en son görev yaptığı Salihli Belediyesi’nin güler yüzlü idarecilerinden biri olarak hafızalarımızdaki yerini aldı. İdareciliğin sadece “makam yönetmek” değil, “gönüllere de hitap etmek”  olduğunu bazı enaniyet sahibi, kaprisli idarecilere de gösterdi.

Liseden fen bölümü çıkışlı olmasına rağmen, edebiyata olan tutkusu, O’nu edebiyatın gönül limanına ulaştırmış. Hayat felsefesini şairlerimizin mısraları ile ifade ederken, edebiyata olan aşkını en güzel şekilde gözler önüne seriyor.

Belediye Başkan Yardımcılığı döneminde ise babasının o güzel nasihatine sadık kalarak, belediyenin “güler yüzünü” temsil etti. Makamına her gittiğimde bazı bürokratlarımızda maalesef kronikleşen enaniyet duygusunu hiçbir zaman gözlemlemedim. Vatandaşa da güler yüzlü ve çözüm odaklı yaklaştığını çevremden duymuştum.

Bugün resmi olarak emekliliğe ayrılmış olsa da, biliyoruz ki Mahmut Süreyya Karaoğlu gibilerin emekliliği olmaz. Bundan sonra da yazmaya, fikir üretmeye devam edecektir. Görev yaptığı her yerde insanları ayrım yapmadan karşılayan hizmet anlayışı ile O hep gönüllerde kaldı ve takdir topladı. Salihli’ye yaptığı tüm hizmetleri için kendisine teşekkür ediyor, sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyorum.

A.Semih ATAOĞLU

5 Eylül 1959 Geyve (Sakarya) doğumludur. İlkokulu Geyve'de, ortaokul ve liseyi Manisa'da parasız yatılı olarak okudu. Bolvadin (Afyon) Anadolu Üniversitesi MYO Muhasebe bölümü 1979 yılı mezunudur. Salihli'de 25 yıl reklamcılık yaptı. Kapanıncaya kadar Salihli İstiklal Gazetesi'nde, halen Salihli Post internet gazetesinde söyleşi yazarlığı ve yorumlar yapmaktadır. Evli ve 2 çocuk babasıdır.