Köşe Yazıları

Bulutlara Yazılmış Mektup

Ey yeryüzünün göğsündeki göçebeler, ey mavinin en yumuşak, en kararsız sakinleri… Yine kalbimin daraldığı, zamanın akışının hem çok yavaş hem de dayanılmaz derecede hızlı geldiği bir anın eşiğindeyim. Pencereye vuran yaz sonu rüzgârı beni yine sizin o dağınık, her an şekil değiştiren dünyanıza bakmaya çağırdı. Size bu mektubu yazıyorum. Çünkü yeryüzündeki hiçbir posta kutusu, içine koyacağım yükü taşıyabilecek kadar derin değil.

İnsanlar sözleri tüketiyor, anlamları eskitiyor, her şeyi bir kalıba sokup adına “gerçeklik” diyor. Oysa siz ne bir kalıba sığarsınız ne de bir yere ait olursunuz. Hep yoldasınız, hep başka bir yerdesiniz. Size bakarken içimde garip bir ferahlama, adını koyamadığım bir sığınma isteği uyanıyor. Çünkü siz, yeryüzünden aldığınız duaları, ahları, denizlerin mavi çığlıklarını yukarıda biriktirip yine en umulmadık anda bir rahmet gibi geri bırakıyorsunuz.

Bazen kendimi size benzetiyorum. İçimde sığdıramadığım, dindiremediğim bir kalabalık var. Kelimeler zihnimde gri kütleler hâlinde birikiyor. Ne tamamen dağılıp yok oluyorlar ne de bir dizeye, bir düzene girip yağmur olup dökülebiliyorlar. Öylece duruyorum. Oysa siz bilirsiniz, değil mi? Görünmeyen o yükü taşımak ne kadar yorucudur.

Ah, canım bulutlar… Biraz yorgunum. İtiraf etmek gerekirse, dünyada insan kalmanın ağırlığından yorgunum. Her şeyin bu kadar keskin, bu kadar köşeli, bu kadar “hesaplı” olmasından sıkıldım. İnsanlar birbirinin sınırlarını ihlal ediyor, kalpleri kırıyor, sonra hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam ediyorlar. Sizin gibi akıp gidemiyorlar. Bir yere çarptıklarında öylece kalıyorlar; ufalanamıyorlar, hafifleyemiyorlar. Ben ise sizin gibi olmak istiyorum. Bir gün beyaz, pamuk gibi ve neşeli; ertesi gün gri, derin, belki biraz hüzünlü ama her hâlükârda özgür.

Birkaç isteğim var sizden. Oradan bakarken yeryüzünü daha net görüyorsunuzdur. Olur da bir gün çok alçalıp saçlarıma değecek kadar yakınlaşırsanız, durun biraz. İçimdeki o suskun, kimseye söyleyemediğim fırtınayı alın götürün. Belki dağların tepesine bırakırsınız, belki o uçsuz bucaksız mavilikte eritip yok edersiniz. Ama alın lütfen. Ben burada şiirlerle, eksik cümlelerle, kendi içimdeki kalabalıkla didişerek kalmaya devam edeceğim.

Son ricam, canım bulutlar… Olur da bir gün yeryüzünün üstünden geçerseniz insanların kalplerine de uğrayın. Savaşların üzerine biraz serinlik bırakın. Nefretin üstünü usulca örtün. Kibirden taş kesilmiş yüreklere yeniden ağlamayı öğretin. Kimsenin kimseye efendi olmadığı, hiçbir çocuğun korkuyla büyümediği, hiçbir annenin gözyaşıyla sabahlamadığı, hiçbir insanın yalnızca insan olduğu için incitilmediği bir sabaha uyanmayı nasip edin bu dünyaya. Ve o gün, yeryüzü ilk kez gökyüzüne benzeyecek.

Gökçe KIZILDEMİR
03.08.2026 / 22:10