SÖYLEŞİyorum

Köy Enstitüsü Mezunu, Eğitimci-Yazar Huriye Saraç ile Konuştuk

1.Huriye Saraç kimdir, tanıyabilir miyiz?

1933 doğumlu, Afyon/Emirdağlı, Köy Enstitü eğitimli, köylü çocuğuyum. Çok küçük yaşta annemizi kaybettik, 3 oğlan 2 kız kardeş olarak yetim kaldık. Birinci üvey anam ineği sağamadın diye dövdüğü için sağ kulağımı kaybettiğimde 12 yaşımdaydım. Birinci üvey anamız öldüğünde 2 erkek kardeşimiz daha oldu ve 7 kardeş yetim kaldık. Babam ikinci kez üvey anne getirdi. Bu sırada köyümüzde 3. sınıfa kadar ilkokul açıldı. 1944’de sınav ile Eskişehir, Çifteler Köy Enstitüsü’ne alındım. Babam Atatürk’e verdiği söz üzerine beni de gönderdi. Eskişehir Çifteler Köy Enstitüsü’nde Mahmudiye bölümünde İlkokul 4. ve 5. sınıfı bir senede okuyup Mahmudiye bölümünden, Hamidiye bölümüne geçtim. Hamidiye bölümünde 1950 yılına kadar öğretmenlik okulunda okudum ve 1950 yılında köy öğretmeni olarak mezun oldum. İlk defa okul yapılan bir köye verildim. Köydeki bütün çocuklara okuma yazma öğretmek için kayıt yaptık. 9 yaşından 18 yaşına kadar olan 126 öğrenci ile okulu açtık. Yorucu hayat şartlarına karşı dik durarak çok şükür bu günlere geldik.

2.Anı Roman yazmaya nasıl karar verdiniz?

Yaşadığım olumsuz olayları anlatmak, altında ezildiğim ve toplumda ötekileştirildiğim için hayatımı roman haline getirmeye karar verdim.

3.Sizin dönemizde kızların okuması toplum tarafından hoş karşılanmazdı. Babanızı hem de yatılı olan köy enstitüsünde okumaya nasıl ikna ettiniz?

1926 yılında Babam; Edirne de askerlik yaparken askerler arasında okuma yazma bilenler bilmeyenlere öğretirken, Atatürk ziyarete geliyor ve babamın okuma yazmayı öğrendiğini görünce babamla şöyle bir diyaloğu geçiyor: Nereli olduğunu, ailesini soruyor ve kendisinden kızını okutması için söz alıyor. Bu sayede köydeki 3 yıllık eğitim veren eğitmenden okuma yazma öğrenebildim.

4.Filmlere konu olabilecek zorlu bir hayat hikâyeniz var. Buna rağmen pes etmeden bugünlere gelmişsiniz. Bunu nasıl başarabildiniz?

Yaşadığım zorluklar beni daha güçlendirdi ve insanlara örnek olmak için dik duruşumu hiçbir zaman bozmamaya gayret ettim.    

5.Bir de yurtdışı maceranız var, orada da hayata sıfırdan başlayıp zirveye çıkmayı başarmışsınız. Yurtdışına adapte olup bu başarıyı yakalamanın sırrı nedir?

Zamanında uğradığım haksızlıklara bir başkaldırı olarak yurt dışında kendimi daha çok var ettim. Önce Belçika’da işçi olarak çalışırken daha sonra Hollanda’da Türk çocuklarına Türkçe öğretmeni olarak alındım.

6.Kitaplarınızın adı neden Öğretmen Benisa? Bunun bir hikâyesi var mı? Ayrıca romandaki tasvirler, anılar sanki bugün yaşanmış tazeliğinde anlatılıyor. Bazı tarihler vererek anlattığınız olaylar bende günlük tuttuğunuz izlenimi uyandırdı. Fakat hayatınızın bazı kesitlerinde bu imkânsız görünüyor. Bu konuda ikileme düştüm. Bütün bu anıları belleğinizdeki kayıtlardan mı yazdınız?

Bu ismi bana babam verdi. Edirne’de askerlik yaparken gönül verdiği kızların ilk hecelerinden oluşan bir isim. Behice’nin BE’si, Nihal’in Nİ’si, Safiye’nin SA’sı birleştiğinde BENİSA olmuş. Bu bana babamın verdiği fakat nüfus kâğıdımda olmayan ismim. Kitaplarıma bu yüzden ”Öğretmen Benisa” adını verdim.

Yaşadığım olaylar ve o zamanların imkânsızlıklarından dolayı her hangi bir kayıt veya günlük tutma olayı olmamıştır. Bütün anılar, olaylar, yaşanmışlıklar hepsi bizzat bedenimde ve hafızamda yer etmiştir.

7.Köy enstitülerinde verilen eğitim ile günümüzde verilen eğitim hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

Köy Enstitüsündeki eğitimle günümüzdeki eğitimi karşılaştırdığımda, günümüzdeki eğitimi o zamana göre daha yetersiz buluyorum. Köy Enstitüsündeki eğitim bana göre ulusal düzeyde geçerli bir eğitimdi ve yeterince faydalıydı.

8.Öğretmen Benisa’nın devamı gelecek mi? Roman yazmanın dışında başka sosyal faaliyetleriniz var mı?

Hayır. Devamını getirmeyi düşünmüyorum. Sosyal faaliyet olarak konferanslar, fuarlar, eğitim ve bilim toplantılarına katılarak düşüncelerimi genç arkadaşlarımla paylaşıyorum.

9.Günümüz öğretmenlerine ve öğretmen adaylarına neler söylersiniz?

Günümüz öğretmenleri ve genç meslektaşlarıma verebileceğim yegâne öğütüm bol kitap okumaları ve bilgilerini sürekli tazelemeleri gerektiğidir. Bu konuda kendilerini oldukça geliştirirlerse yeni nesillere daha faydalı olmaları kaçınılmazdır.

10.Emirdağlısınız  (Afyon)  Türkiye’de değişik yerlerde ve yurtdışında yaşamanıza rağmen oturmak için Salihli’yi seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Çocukken köyümüze develerle, katırlarla kuru üzüm, incir, leblebi, fındık, fıstık satan satıcılar gelirdi. Onlara bu üzümlerin nerede yetiştiğini sorduğumuzda Salihli’de derlerdi. Salihli’nin adını onlardan duymuştum. Afyon’un ikliminin çok sert olduğunu, fakat Salihli’nin ikliminin ılıman olduğunu anlatırlardı. Ayrıca Can Hastanesi’ndeki Beyin Cerrahı Savaş Büyükkeçeci’nin eşi yeğenim. Onlar da emekliler için Salihli’nin uygun bir yer olduğunu söylediler. Ben de beğendim ve 20 yıl kadar önce Salihli’ye taşındım. Evet, birçok yerde yaşayıp, hayatımı sürdürdüm. Sadece ılık iklim için değil, kültüre değer verdiği ve Salihli halkından da çok memnun olduğum için burada yaşamayı tercih ediyorum. Salihli halkına özverili davranışlarından dolayı teşekkürü kendime borç biliyorum.

11.Huriye Saraç’ın bir günü nasıl geçiyor?

Huriye Saraç sabah erken kalkar.( Saat 06.00-08.00 arası.) Kahvaltısını hazırlar ve yapar. O günkü işlerini planlar. Okuyucularından gelen talepleri, kitap isteklerini karşılamaya çalışır. Bütün kargo işlemleriyle kendisi ilgilenir. Gelen ziyaretçilerini kabul eder ve itinayla ağırlar. Yalnız bu günlerde pandemi nedeniyle misafir kabul edemiyorum. Telefon konuşmalarını cevaplar ve okurlarıyla ilgilenmeye çalışır. Yeri geldiğinde eğitim fakültesi öğrencileri ile beraber çalışmalar yapar ve yönlendirmelerde bulunur. Onları köy enstitüleri hakkında bilgilendirir. Bütün bu temponun ardından en geç saat 00.00 da elinde kitabı ile odasına gider.

12.İlave etmek istediğiniz bir şey var mı?

Evet değinmek istediğim birkaç konu var. Günümüzdeki eğitimin yetersizliği beni bir hayli üzmektedir. Günümüz gençleri kitap okumaktan oldukça uzaklaşmışlar ve bunu angarya bir iş olarak görmektedirler. Kendilerini geliştirmekten ziyade daha çok telefonla vakit geçirip, gösteriş odaklı olmaları beni üzmektedir. Günümüzdeki öğretmenler ve ailelerden tek bir istediğim çocuklarımıza sevgiyle yaklaşarak onların daha kültürlü daha bilgili olmaları için yol göstermeleridir. Ancak bunu yaparken oldukça saygılı ve çocuğa bunları sevdirecek şekilde yaklaşmaları önemlidir.

Yorum: Bu Kadarı Filmlerde Olur…

Aman Allah’ım filmlere konu olacak bir hayat hikâyesi. Bir insan hayatında kaç kere darbe yer de pes etmez. Mücadelesine devam eder. Benisa öğretmenin ilk talihsizliği, küçük yaşlarda üvey ana gerçeği ile başlıyor. Annesi öldükten sonra babası evleniyor. Üvey anne evin bütün işlerini küçük Benisa ve kardeşlerinin omuzlarına yüklüyor. Bir gün inek sağmayı beceremediği için vurduğu bir tokatla kulağı sağır oluyor. Üvey ana vefat edene kadar Benisa’yı doğduğuna pişman ediyor.

İkinci üvey anne geliyor. Gelen gideni aratıyor. Aynı insanlık dışı muameleleri bundan da görüyor. Bu üvey annenin, ilk üvey anneden fazlası var eksiği yok. Yeni mezun Benisa’yı köyün ağasına üç kamyon tahıl fiyatına satıyor. Üvey annenin yardımıyla ağanın adamları Benisa’yı ağaya kuma olarak kaçırıyorlar. Benisa’nın babasını, kızının ağaya kendi isteğiyle kaçtığına inandırıyorlar.

Benisa ağanın üçüncü hanımı oluyor. Orada yaşadığı hayatta evindekini aratmıyor. Yaşadığı insanlık dışı hayattan kurtulmak için kaçma planları yapıyor. Birinci kaçma girişimi başarısızlık ile sonuçlanıyor. Dayak ve oda hapsiyle cezalandırılıyor. İkinci girişimi başarılı olunca ağadan kurtuluyor.

 Ağadan kurtulduktan sonra tamam artık bundan sonra hayatını düzene sokar diyorsun. Ne gezer. Şu anda Belçika’da iş adamı olan tek çocuğu Muzaffer’in babası ile evleniyor. İkinci eşi de sorumsuz, evi ile ilgilenmeyen bir adam çıkıyor. Sırf oğlunu babasız bırakmamak ve o günün şartlarında kendisini sahipsiz göstermemek uğruna, uzunca bir süre kerhen evli kalıyor. Daha sonra boşanıyor.

Bitmiştir artık diyorsanız yanılıyorsunuz. Öğretmenlik yaptığı köyde bir adamla ilişkisi olduğu iddiasıyla birileri savcılığa dilekçe veriyor. Allah’tan köyün muhtarı bu senaryoyu yazanlara ilçedeki kahvede tesadüfen kulak misafiri olunca; Benisa bir iftiraya kurban gitmekten kurtuluyor. Bu kadar patırnayı atlattıktan sonra bir öğrencisinin yardımıyla yurt dışına gidiyor. Yurtdışında bulaşıkçılıktan, hizmetçiliğe kadar her işi yapıyor. Bitmez, tükenmez azmiyle öğretmenlik mesleğine dönmeyi başarıyor.

Roman okuyucuyu içine çekiyor. Öğretmen Benisa’nın yaşadıklarını adeta sen de yaşıyorsun. Benisa Öğretmenim: Büyük bir kısmını çile ve mücadele içinde geçirdiğin hayatının finalini yaptığın güzel hizmetler çok güzel bir şekilde bitirdin. Ne mutlu sana… Ruhun şad, mekânın cennet olsun…