Köşe Yazıları

Susturulamayan Tarih: Åžiir

Şiir, tarih boyunca ötekileştirilenlerin dili olmuştur. Bu yüzden, yalnızca estetik bir anlayış değildir. Aynı zamanda bir duruştur şiir.

Bir toplumda “adalet” kavramı zedelendiÄŸinde, kelimeler ilk yarayı hisseder. Åžair, olanı olduÄŸu gibi yazmaz sadece. Olması gerekeni de hatırlatır. Bu yüzden ÅŸair, çoÄŸu zaman rahatsız edicidir. Çünkü hakikati süslemeden çırılçıplak bırakır. Bir mısra bazen bir meydandan daha güçlü olabilir. Yasaklanan kitaplar, toplatılan dergiler, sürgüne gönderilen ÅŸairler bunların en somut göstergesidir. Åžiir bu yuzden korkutucudur biraz. İçimizdeki susturulamayan bir tarihtir.

Bir ülkenin sokaklarında sessizlik büyüyorsa, bir şairin kaleminde mutlaka bir gürültü başlar. Nüfuz eder kalemi bir kâğıt parçasına bile. O gürültü, bir çocuğun yarım kalmış cümlesi gibidir. Gözleri dolu dolu bakar.

İktidarlar değişir, sınırlar çizilir, tarih yeniden yazılmaya çalışılır. Ama şiir; zamana yazılmaz, vicdana yazılır. Zaten vicdan da en geç kalınan, ama en kalıcı tanık değil mi? O zaman, şiir de o tanığın ifadesi olmuyor mu?

Bir gün belki biz susacağız. Belki korkudan, belki yorgunluktan, alışkanlıktan… Şiir susar mı dersiniz? Bir köşede, bir defter arasında, bir sokağın duvarında bekler; sahibini bekler gibi. Bir gün biri o defteri açar. Sokaktan geçerken duvardaki yazıyı okur, içinde bir şeyi değiştirir. Bir işçinin cebinde buruştur, bir öğrencinin çantasında taşınır.

Şiir, tankların önüne dikilmez belki. Ama kalplerin içine yerleşir. Orada, yavaş bir değişim başlatır. Artık siz ona ne derseniz! Gerçek direniş, önce insanın içinde başlar ya zaten. Belki de bu yüzden şiir, en sessiz ama en uzun soluklu direniş biçimidir.

Gökçe KIZILDEMİR
04.03.2026 / 03:50