Harflerin Korosu
- Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
1993 yılında İzmir’in Bornova ilçesinde doğdum. Celal Bayar Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezunum. Edebiyatla tanışmam 2006 yılında başladı. O günden bu yana yazıyla iç içe, kesintisiz bir yolculuğun içindeyim. Yazmak benim için bir meslekten çok, dünyayla kurduğum en dürüst temas biçimi. Şiirle; söyleyemediklerimi, içimde birikenleri ve çoğu zaman herkesin hissettiği ama adını koyamadığı duyguları görünür kılmaya çalışıyorum.
2019 yılında Kalan, Çığlık ve Kadın antoloji kitaplarında şiirlerim yer aldı. Bu kitapların telif gelirlerini, kimsesiz çocuklara kitap hediye edilmesi amacıyla bağışladık. 2023, 2024 ve 2025 yıllarında Gönül Eri dergisinin yazarlarından oluşan Güldeste antoloji kitaplarında şiirlerim yayımlandı. Yazılarımı Fikri Sanat ve Medya Çuvalı gibi platformlarda da paylaştım. Yaratıcı Yazarlık, Blog Yazarlığı ve İçerik Editörlüğü alanlarında eğitimler aldım. 2023 yılından itibaren Gönül Eri bünyesinde yazmaya devam ediyorum ve aynı zamanda tarih öğretmenliği yapıyorum. Bu kitap, hayatın içinden geçen küçük anların, kırılmaların ve sessiz kalmış duyguların bir toplamı.
- Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi? Yazarlığa yönelmemde belirleyici olan tek bir olaydan çok, zaman içinde biriken deneyimlerin yarattığı içsel zorunluluktan söz edebilirim. Erken yaşlarda okumayla kurduğum güçlü bağ, kelimenin yalnızca estetik bir araç değil; hafızayı, tanıklığı ve düşünceyi taşıyan bir imkân olduğunu fark etmemi sağladı. Zamanla kişisel kayıplar, toplumsal kırılmalar ve sessiz bırakılan hikâyelerle karşılaşmam, yazıyı bir ifade alanından ziyade bir sorumluluk biçimi olarak görmeme neden oldu. Yazmak, benim için hem bireysel bir yüzleşme hem de yaşadığım çağla kurduğum eleştirel ilişkinin en sahici yolu hâline geldi. Bu yönüyle yazarlık, bir tercihten çok, kaçınılmaz bir yönelim olarak hayatımda yer edindi.
- Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi? Yazıyla kurduğum uzun ilişkinin kitaplaşmış hâli diyebilirim. Daha önce şiirler, denemeler ve dağınık metinler yazdım. Ancak bütünlüklü bir eser olarak okurla buluşan ilk kitabım Harflerin Korosu. Bu kitap hem yazma cesaretimin hem de dünyaya bakışımın ilk somut ifadesi oldu.
- Bu ilk adım size ne hissettirdi? Bu ilk adım, bende en çok rahatlama ve yakınlık duygusu yarattı. Yazdığım şeyin iyi olup olmamasından bağımsız olarak, içimde biriken bir duygu ve düşüncenin sonunda yerini bulduğunu hissettim. Uzun süredir içimde dolaşan bir yük, kelimelere dönüşerek hafiflemişti. Aynı zamanda yazıyla aramda sessiz ama güçlü bir bağ kurulduğunu fark ettim. Kendime daha yakın, dünyaya ise biraz daha dikkatli bakmaya başladım. O an, yazının benim için geçici bir heves değil; dönüp dolaşıp sığınacağım bir alan olacağını sezmiştim.
- Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı? Şiirlerimde tekrar eden temaların başında çocukluk geliyor. Çocukluk benim için yalnızca geçmişe ait bir dönem değil; hafızanın, masumiyetin, kırılganlığın ve direnme gücünün taşıyıcısı. Şiirlerimde çocuk, bireysel bir karakterden çok, dünyayla kurulan ilk temasın simgesi olarak yer alıyor.
Aşk, şiirlerimde romantik bir idealden ziyade, insanı dönüştüren, yaralayan ve yeniden kuran bir hâl olarak ele alınıyor; çoğu zaman bir yakınlaşma kadar bir eksiklik ve mesafe duygusunu da içinde barındırıyor.
Savaş karşıtı şiirlerimde ise savaşların çocuklar üzerinde bıraktığı izlere yer vermeye çalıştım. Bu izler yalnızca fiziksel kayıplarla sınırlı değil; erken büyümek zorunda kalan bakışlar, yarım kalan oyunlar, bastırılmış korkular ve sessizleşen hayaller üzerinden şiirlerime sızıyor.
Toplumsal sorunlara, doğrudan sloganlar kurmadan yaklaşmayı tercih ediyorum. Bu meseleleri yüksek sesli bir itirazdan çok, bireyin iç dünyasında açılan kırılmalar, suskunluklar ve yaralar üzerinden ele alıyorum. Çünkü bana göre toplumsal olan, en görünür hâlini insanın içindeki sarsıntılarda buluyor; şiir de bu izleri takip edebildiği ölçüde anlam kazanıyor. - Kendinizi yazdığınız karakterlerde bulduğunuz olur mu? Şiir yazarı olarak düşündüğümde, yazdığım şiirlerde kendimi bire bir bir “karakter” olarak bulduğumu söyleyemem. Ancak şiirde kurulan sesin, duygunun ve bakışın bana temas ettiği anlar oluyor. Yazdığım imgelerde, özellikle çocuk teması etrafında şekillenen kırılganlık, merak ve direnç hâllerinde kendimden izler taşıyorum. Bu, doğrudan otobiyografik bir yansıma değil; yaşantımın ve duyarlığımın şiirin dili içinde dönüşmüş hâli. Bu nedenle şiirlerimde kendimi bir karakterde değil, şiirin kurduğu atmosferde ve ses tonunda bulduğumu söyleyebilirim
- Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz? Bugüne kadar yayımlanmış tek kitabım Harflerin Korosu. Bu kitap, şiirle kurduğum ilişkinin bir toplamı olmanın ötesinde, uzun süre biriken iç seslerin ve düşüncelerin sonucu olarak ortaya çıktı. Harflerin Korosu’nda kelimeler bireysel bir anlatıdan çok, çoğul bir duygu hâlini taşıyor; çocukluk, aşk, özlem, kırılganlık ve sessizlik gibi temalar şiirlerin ortak zeminini oluşturuyor.
Şiirlerimin dili yer yer yoğun ve katmanlı bir yapı taşıyor. Metaforları, yalnızca süsleyici bir unsur olarak değil; anlamı genişleten, çoğaltan ve okuru metnin içine çeken bir araç olarak kullanıyorum. Bir imgenin tek bir karşılığa kapanmasını değil, her okunuşta yeni çağrışımlar üretmesini önemsiyorum. Bu nedenle şiirlerim, okurdan yavaşlamayı, durmayı ve düşünmeyi talep ediyor.
Beslendiğim damar büyük ölçüde 20. yüzyıl Türk şiiri; özellikle İkinci Yeni’nin açtığı imge ve dil alanı şiirlerimde belirgin bir referans noktası. Metaforlarla kurulan bu yoğun dil, benim için yalnızca estetik bir tercih değil, dünyayı algılama biçimimin doğal bir uzantısı. Şiirin hızlıca tüketilmesini değil, her okunuşta yeniden açılan, çok katmanlı bir anlam alanı olarak var olmasını önemsiyorum. - Bu kitapların sizin için anlamı nedir? Harflerin Korosu, benim için yalnızca yayımlanmış bir kitap değil; yazıyla kurduğum ilişkinin görünür hâle gelmesi. Uzun süre içimde biriken seslerin, soruların ve kırılmaların kelimelere tutunarak bir bütün oluşturması. Bu kitapla birlikte yazmak, benim için geçici bir uğraş olmaktan çıkıp, dönüp dolaşıp sığındığım bir alan hâline geldi. Aynı zamanda kendi sesimi dinlemeyi, ona güvenmeyi ve şiirin beni dönüştüren gücünü kabul etmeyi öğrendiğim bir eşik olarak duruyor.
- Yazarken size ilham veren şey nedir? Yazarken ilham, çoğu zaman büyük anlardan değil; küçük, sessiz hâllerden geliyor. Bir kelimenin içimde takılı kalması, bir bakış, yarım kalmış bir cümle ya da uzun süre içimde dolaşan bir duygu yazıyı başlatabiliyor. Bazen yazmak, ne hissettiğimi anlamaktan çok, hissettiğimi kabul etmenin bir yolu oluyor. Masaya oturduğumda her zaman ne yazacağımı bilmem; ama kelimeler geldikçe, içimde biriken şeyin yavaş yavaş yerini bulduğunu hissederim. Bu yüzden ilhamı beklemekten çok, yazıya alan açmayı ve o duyguyla baş başa kalmayı önemsiyorum.
- Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Beni bir fikri yazıya dönüştürmeye iten şey çoğu zaman güçlü bir duygu patlamasından çok, içimde uzun süre yer eden bir sızı oluyor. Geçip gitmeyen bir düşünce, adı konmamış bir eksiklik ya da içimde sessizce büyüyen bir ağırlık… O duygu kendi kendine hafiflemediğinde, kelimelere sığınma ihtiyacı doğuyor. Yazmak benim için, o anı ya da duyguyu sabitlemekten çok, onunla temas kurmanın ve yükünü paylaşmanın bir yolu. Yazıya oturduğumda, fikrin nereye varacağını bilmem; ama yazdıkça, içimde dolaşan şeyin yerini bulduğunu hissederim. - Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır? Keskin bir yazma rutinim olduğunu söyleyemem. Yazı benim için belirli saatlere sıkışan bir üretimden çok, hayatın içinde taşınan bir süreç. Gün içinde notlar alırım, aklıma takılan kelimeleri, cümleleri biriktiririm. Asıl yazma anı ise çoğu zaman sessizliğe ihtiyaç duyduğum zamanlarda gelir. Her gün yazamasam da, yazıyla bağımı koparmamaya özen gösteririm. Çünkü benim için üretim, süreklilikten çok, o iç sesle temas hâlinde kalmakla mümkün oluyor.
- Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı? Belirli bir yazma saatim ya da değişmez bir ritüelim yok. Yazı benim için zamandan çok ruh hâliyle ilişkili. Sessizliğe ihtiyaç duyduğum anlarda yazmak daha kolay oluyor. Bazen gece, bazen günün çok erken saatleri… Ortak nokta, dikkatin dağılmadığı o boşluk hissi. Yazmadan önce özel hazırlıklar yapmam; ama kendime yalnız kalabileceğim bir alan açmaya çalışırım. O sessizlik, yazının gelmesi için yeterli oluyor.
- Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi? Yazma sürecinde genel olarak bir zorlanmadan söz edemem; Harflerin Korosu anlık bir üretimin değil, yaklaşık 19 yıla yayılan bir yazı deneyiminin doğal sonucu olarak ortaya çıktı. Ancak şunu da eklemek isterim: Şiirlerim kolay okunan, doğrudan anlamını veren metinler değil. Metaforları yerli yerinde kurmak, bir imgenin şiirin bütününü taşıyıp taşımadığını tartmak benim için ciddi bir düşünme süreci gerektiriyor. Zaman zaman tek bir dize ya da metafor üzerinde günlerce durduğum oldu. Bu, bir zorlanmadan çok, şiirin hakkını verme çabasıydı; çünkü şiirin aceleye gelmediğine inanıyorum.
- Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu? Yazıdan bütünüyle vazgeçme noktasına geldiğimi söyleyemem. Zaman zaman suskunluklar, yazıyla arama mesafe koyduğum dönemler oldu; ama bu kopuşlar hiçbir zaman kalıcı değildi. Yazmak benim için bırakılabilecek bir uğraştan çok, hayatla kurduğum bir temas biçimi. Uzaklaştığımı sandığım anlarda bile, kelimelerin içimde bir yerde birikmeye devam ettiğini fark ettim. Bu yüzden vazgeçmekten çok, yazıya farklı biçimlerde geri dönmeyi öğrendim.
- Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Şiirlerimde doğrudan verilmek istenen tek bir mesajdan söz etmeyi doğru bulmuyorum. Benim için şiir, bir fikri öğretmekten çok, bir duyguyu ve hâli paylaşma alanı. Harflerin Korosu’nda çocukluk, aşk, kırılganlık ve sessizlik gibi temalar üzerinden insanın dünyayla kurduğu hassas ilişkiye bakmaya çalıştım. Savaş karşıtı şiirlerimde ise savaşın en çok çocuklar üzerinde bıraktığı izlere dikkat çekiyorum.
Eğer bir ana fikirden söz edilecekse, bu daha çok insanın duyarlılığını kaybetmemesi, hayatın sertliği karşısında içindeki sesi koruyabilmesi olabilir. Okurun şiirle karşılaşırken kendi duygusunu ve düşüncesini kurmasını önemsiyorum; şiirin asıl gücünün de bu çoğulluğa alan açmasında yattığına inanıyorum. - Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz? Okurun metnin sonunda net bir sonuçla değil, kendine ait bir soruyla kalmasını isterim. Başka bir sayfaya geçip yeni bir şiir okumaya başladığında bile, bir dize, bir imge ya da bir sessizlik zihninde dolaşmaya devam etsin isterim. Benim için önemli olan, şiirle anlık bir karşılaşma değil; okurun iç dünyasında iz bırakan, yankısı süren bir temas kurabilmek.
- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı? Okuyucular Harflerin Korosu’nu, hızlıca tüketilecek bir şiir arayışıyla değil; durup düşünmeye, yavaşlamaya ve şiirle temas kurmaya istekli olduklarında okumalı. Bu kitap, net cevaplar vermekten çok, okuru kendi duygusuyla ve belleğiyle baş başa bırakmayı amaçlıyor. Metaforların yoğun olduğu, her okunuşta farklı çağrışımlar açabilen bir şiir diliyle kuruldu. Eğer bir okur, şiiri yalnızca okumak değil, onunla düşünmek ve hissetmek istiyorsa, bu kitap ona bir alan açabilir.
- Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir? Kendimi diğer yazarlardan ayıran kesin bir özellik iddia etmek istemem. Ancak şiirde benim için belirleyici olan şey, yazının hızına değil derinliğine güvenmek. Kolay anlaşılmayı hedeflemektense, okurla yavaş bir ilişki kuran, tekrar tekrar dönülmeyi talep eden bir dil kurmaya çalışıyorum. Şiiri tamamlanmış bir anlatı olarak değil, okurla birlikte anlam kazanan açık bir alan olarak görüyorum. Belki de beni ayıran şey, şiiri aceleye getirmemem ve onun kendi zamanını kurmasına izin vermemdir.
- Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz? Yazarlık yolunda olanlara, kendilerini başkalarıyla kıyaslamadan yazmalarını öneririm. Herkesin dili, zamanı ve yolu farklı. Hemen görünür olma ya da hızlıca bir yere varma kaygısı, yazıyla kurulan bağı zedeleyebiliyor. Yazıya uzun vadeli bir dostluk gibi yaklaşmak, sabırlı olmak ve sessiz dönemlerden korkmamak önemli. Bazen yazmadığınız zamanlar bile yazının bir parçası oluyor. Eninde sonunda, gerçekten size ait olan ses, sizi buluyor.
- Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu? Yazmaya başladığında önce iyi olmayı değil, dürüst olmayı hedefle. Çünkü şiir dediğin şey eninde sonunda yazanın niyetini ele verir.



