Okurun Yazarlığa Yolculuğu: Bir İzmir Masalı
Yıllarca İzmir Kitap Fuarı’na bir okur olarak gittim. Kalabalığın içinde kaybolup, kitapların arasında kendime yer açmaya çalışanlardan biriydim. İmza sıralarına uzaktan bakar; insanların ellerindeki kitapları, yüzlerindeki o sabırlı bekleyişi izlerdim. “Acaba nasıl bir duygu?” diye sorardım içime, sessizce büyüyen o gizli hayale.
Ve sonra… Bir gün o masa benim oldu.
Garip bir şeydi. Sabah uyandığımda aynı bendim aslında ama içimde başka bir heyecan vardı. Sanki yıllardır içimde taşıdığım bir cümle, o gün ilk kez tamamlandı. “Ben de buradayım artık” dedim içimden. Ama bunu yüksek sesle değil, daha çok kendime fısıldar gibi.
İzmir’de filizlensin istemiştim ilk imza günüm Çünkü bazı hayallerin bir vatanı olur ya… Benimkinin vardı. O masa, o fuar, o kalabalık… Hepsi bir gün değil, yılların bir karşılığı gibiydi benim için. Sanki geçmişteki her ziyaretim, o masaya doğru atılmış sessiz bir adımmış.
Masanın arkasına geçtiğimde üzerimde vakur bir sükûnet vardı. Dışarıdan bakınca olağan görünüyordum ama içimde durmaksızın çırpınan bir şeyler vardı. Bir yanım “oluyor” diyor, diğer yanım hakikati sorguluyordu.
En güzel tarafı neydi biliyor musun? Yalnız değildim. Ailem yanımdaydı, arkadaşlarım yanımdaydı. Gelemeyenler bile bir şekilde oradaydı sanki. Mesajlarıyla, aramalarıyla, “biz seninle gurur duyuyoruz” cümleleriyle… İnsan fiziksel olarak değil de kalbiyle hissediyor ya birilerini, tam öyleydi. Masanın arkasında otururken bile arkamda büyük bir kalabalık varmış gibi hissettim.
Bir sürü insanla, ama asıl bir dizi duyguyla tanıştım o gün. Heyecanla tanıştım mesela. Bildiğin yeni biri gibi. İlk başta biraz hızlı, biraz düzensizdi. Ellerim bile fark ediyordu onu. Sonra utangaçlık geldi, kenardan izleyen biri gibi oturdu içime. İnsanlarla göz göze geldikçe hafif hafif kendini belli etti.
Gurur vardı bir de. Sessizdi ama ağırlığı vardı. Çok konuşmuyor ama varlığını hissettiriyor. İmza atarken elime bakıp “bak buradasın işte” diyordu sanki. Ve en çok da şaşkınlık… O hiç ayrılmadı yanımdan. Bir teşekkürün kıvrımında, bir kitabın kapağında hep oradaydı.
Bir ara durup kendime baktım gerçekten. Masanın arkasında oturuyorum. İnsanlar geliyor, kitaplarını uzatıyor. Ben imzalıyorum. Bu kadar basit ama bu kadar büyük bir şeyin içinde olduğumu fark etmek biraz zaman aldı.
Günün içinde en çok dikkatimi çeken şey şu oldu aslında… Zamanın akışı değişiyor. Dışarıdan bakınca fuar aynı fuar, kalabalık aynı kalabalık ama benim için sanki her şey biraz yavaşlamış gibiydi. İnsanların yüzlerine daha uzun bakıyordum mesela. Birinin kitabı uzatırkenki heyecanını, bir başkasının “sizi burada görmek ne güzel” deyişini… Bunların hepsi küçük küçük ama içimde birikerek büyüyordu.
İmza atarken bazen elim duraksıyordu. Çünkü o an sadece bir isim yazmıyorsun gibi geliyor. Karşındaki insanla aynı sayfanın içinde kısa bir anlık kesişme yaşıyorsun. Sonra o gidiyor, kitap kalıyor. Ama o an kalıyor mu? İşte onu bilmiyorum. Belki de en çok o kalıyor.
Arada gözüm kalabalığa takıldı. Yıllarca içinde yürüdüğüm o koridorlara bu kez başka bir yerden bakıyordum. “Ben de oralardaydım” diye düşündüm. Hatta bir an kendimi o kalabalığın içinde hayal ettim. Elimde çantalar, bir standa doğru yürüyen eski hâlim… Ve şimdi aynı yerden kendime bakıyordum. Garip bir tamamlanma hissi var bunun içinde.
Kalabalık azalmaya başladı. Sesler çekildi, adımlar seyrekleşti. Gün boyu içimde dolaşan o telaş da yorulmuş gibiydi artık. Masanın üzerinde birkaç imza, birkaç yarım kalmış cümle, birkaç bakışın izi kaldı.
Kapıdan çıkarken bir kez daha dönüp baktım fuara. Işıklar hâlâ yanıyordu, ama benim içimdeki o ilk anın ışığı daha parlaktı sanki. Yıllarca uzaktan baktığım o yer, artık içimde bir yere taşınmıştı.
O an şunu anladım: “Yıllarca okuru olduğum bu hikâyeye, artık bir sayfa da ben ekledim.”
Ve en güzeli de şu ki; bu hikâye bitmiş gibi değil, yeni bir kitabın ilk cümlesi gibi duruyor içimde.
Gökçe KIZILDEMİR
27.04.2026 / 20:50


